Selim Bayraktar, ‘Veda Mektubu’nu anlattı! ‘Çok şey yaşamayan hikayesiz kalır’

Kanal D’nin, yapımını Most Production, yapımcılığını Gül Oğuz’un üstlendiği, merakla beklenen yeni dizisi ‘Veda Mektubu’ bu akşam yeni bölümüyle ekrana geliyor.

Dizide önemli karakterlerden biri olan Ziya Karlı’ya hayat veren usta oyuncu Selim Bayraktar, hem yeni projesi ‘Veda Mektubu’ hem de hayatı ve kariyeri üzerine konuştu. İşte ‘Veda Mektubu’nun Ziya’si Selim Bayraktar’ın Milliyet.com.tr’ye verdiği röportaj…

“NİCE KAZALAR ATLATTIM”

Kerkük’te başlayan sonrasında Eskişehir, Antalya, Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’a uzanan bir hikayeniz var. Baştan başlayalım mı? Nasıl bir öykünüz var? Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerin içine yer almanın size sağladığı en büyük katkıyı ve en büyük dezavantajı sorsam.
Çaresiz kalan sabırsız bir çocuk gibi oradan oraya, bir insandan diğerine, bir şehirden öbürüne koştururken oluşuyorum. Nice tarihleri, uygarlıkları, farklı şehirlerin köylerini insanlarını tanıdım. Nice kazalar atlattım. Başka bir yerde dizi ya da film çekimim varken ülkenin diğer bir ucunda tiyatro oyunum vardı. Sanki her talihsiz macera imrenilecek, huzurlu hayatımın bir başka kanıtıymış gibi. Çocukluğumdan beri atlattığım tehlikeler, yazdığım ya da içinde bulunduğum hikayeyi parlattı. Yani demek istediğim hepsi deneyimcinin sözleşmesinin ayrılmaz bir parçasıydı…

“YOLCULUKLARIMIN SONU GELMEDİ”

Peki yolculuğunuz boyunca sizin en büyük hayaliniz neydi?
Yolculuklarımın sonu gelmedi… Hikayesi olan bir hayata duyulan ihtiyaçtan hareketle, sonsuz seyahat fırsatının tadını çıkardım. Bu bir anı ve anı olarak hayatımı süsledi bana nice malzemeler, yeni insanlar ve paylaşımlar sundu. Ama şimdi bitti mi? Tabii ki hayır, hala yolculuğa devam. Ben bir palyaçoyum… Ve anları biriktiririm.

“KENDİME RİSKLERİ SEVEN BİR YOL İLAN ETTİM”

Adınız Selim, anlamları arasında sakin, uslu yazıyor… Ama hayatınıza baktığımda oyunculuk, kitesurf, yoga, müzik.. Pek sakin durmuyor. Hep böyle hareketli miydiniz?
Selim sağlıklı, güvenli ve hasarsız demek aslında. Ben de adımın bana verdiği yetkiye dayanarak kendime böyle hareketli, riskleri seven bir yol ilan ettim. Böyle iyi ve mutluyum…

“ANİ KARARLA OYUNCU OLMAK İSTEDİM”

Oyunculuk ilk aklınıza nerede yerleşti? “Bu alana yatırım yapayım” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?
Oyunculuk her çocuğun daha anne karnında ilk yaptığı şeydir. Yemeden oyun oynamak her bebeğin ilk ihtiyacı. Ben sonrasında kendimi buraya ait hissettim. Zaten aslolan kendini ait hissetmektir. Evet çocukluğumdan beri içimde vardı ve ani kararla oyuncu olmak istedim ama neden. Doğru tanım olacaksa…Oyunculuk bir kimlik laboratuvarıdır aslında. Rüya hali durumunun gerçekle olan ilişkisi ve hayal gücünün kendimizde yarattığımız yanılsaması. Zihnin uyku hali durumundan yola çıkarak felsefik bir düşünceyle çok güzel bir eser yapma amacındayız hepimiz. Birbirimizden öğrendiğimiz farklı bakış açılarında buluşuyoruz…

“İZLENEN BİR SOSYAL HAYATIM YOK”

Projeler dışında size pek sosyal hayatınızla görmüyoruz, bu sizin özellikle tercih ettiğiniz bir şey mi?
Ben sosyal hayatını gizleyen biri değilim… İzlenen bir sosyal hayatım yok. Belki de gerek duyulmuyor. Spora meraklı ve onu uygulayan ve deneyimleyen biri olarak yaşamım ortada. Sempozyumlar ve kongreler en sevdiğim. Zamanım oldukça oralardayım.

“YÜZÜM BU FIRTINALI KARAKTERLERİ ÇAĞIRIYOR”

Ne oynarsanız ön plana çıkıyor. Şimdi de Ziya karakteri ile ekrana döndünüz… Genellikle alışılmışın dışında karakterler ile izliyoruz sizi…Bu durum sizi yormuyor mu?
Genelde iç çatışmaları olan sorunlu kişileri oynamaya davet ediyorlar. Ziya ise rahat, düzgün bir adam. Kariyerime bakarsanız, canlandırdığım karakterlerin etrafında her zaman silahlar var. Bu da herhalde bu güzel(!) yüzümden dolayı, değil mi? Sanırım yüzüm bu fırtınalı karakterleri çağırıyor, bu konuda ne yapabilirim ki? Bütün rollerin kendine has zorlukları var. Kameranın önünde olmak her zaman çok zor; var olmayan bir gerçekliği yaratmanız gerekiyor. Ben bunu bazen başarabiliyorum, bazen de başaramıyorum.

“HAYAT ACIDAN İBARETTİR”

Ziya sanki yaşadığı acılar ile olgunlaşmış bir karakter… Sizce de acı olgunlaştırır mı?
Acıtıyorsa, muhtemelen buna değer. Hayat acıdan ibarettir. Tabii nerden bakmak istediğine bağlı. Oyunculukta ve diğer pek çok sanat dalında acırım acı çekmeyene. Çünkü deneyimlediğin ve yaşadığın kadar varsın. Hapşurunca boşuna çok yaşa demiyoruz. Çok şey yaşamayan hikayesiz kalır ve söyleyecek bir sözü bile olmaz… Elbette bu kadar yolculukta olmanın dezavantajı düzenli bir hayat düzenli bir ilişki düzenli yemek ve daha bir sürü düzen gerektiren şeyler. Bunlar oluşamaz bu yolculukta. Benim için dezavantaj mı? Tabii ki değil. Örneğin bir tane ev alma hayalin varsa o evi alır ve orda yaşamak zorunda kalırsın. Hep aynı insanları ve aynı çevreyi görürsün. Tekleşme ve aynılığa düşme riski ile karşı karşıya kalırsın ve bunu tekrar edersin. Bu da ölüme bir adım daha yaklaşmayı getirir. Prosese düşürür. Âmâ hayatındaki sorunu anlayamazsın. Ararsın ama bulamazsın. Her seçim bir sonuca gebe kalır. Bu yüzden evim olmadı benim. Bir artı bir evimiz var bize yetiyor. Evin taşıdığın aklın ve bedenindir. İçinde huzurla yaşıyorsan başka bir yere taşmana gerek kalmaz. Kendi içine sığmak budur işte.

“SENİN ELİNDE SEVGİLİ ZİYA”

Siz Selim olarak Ziya’ya ne söylemek isterdiniz?
Selim olarak Ziya’ya: Bu kadar kontrollü olmaması gerektiğini, yaşamın kısa ve bu kadar muhafaza etmeye değer bir yanının olmadığını söylesem de değişmez. Nerede, nasıl, ne zaman, hangi koşulda yaşıyor olursan ol, sen hep sensin. Bu karmaşanın arasında kaosun içinde kaybolup gitmek de, hayata karşı kibar olup bunları çözüp düzene sokmak da senin elinde sevgili Ziya…

“DURURSAN ÖLÜRSÜN”

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Yolculuğum boyunca en büyük hayalim bir sonraki adım da karşıma ne çıkacağını sabırla beklemek. Bunun için de çok enerjiye ihtiyaç duyar insan. Çünkü enerjin yoksa hayal kuramazsın. Evet enerjim her zaman oldu ama hedef nitelendirmesi de yapmadım kendime. Çünkü hedef gittiğin yoldur vardığın nokta değildir. Varış bitiştir, sonuçtur. Sonuç ölümden başka bir şey olamaz. Durursan ölürsün. Ben oltama doğru yemi taktım olması gereken zaman da olması gereken suya attım. Şansıma iğnenin ucuna ne takılırsa bana yol verir.

Bir söz:

Darth Vader’ı ilk kez Yıldız Savaşları’nda (1977) izledik. Nefes almakta zorlanan bir adamı boğarak öldürüyor. Birkaç sahne sonra, bir gezegeni havaya uçuruyor. Astlarını öldürüyor. İnsanları aklıyla boğuyor. Yani iyi bir adamın asla yapmayacağı her türlü şeyi yapıyor. Ama kötü adamın doğası, iyi bir adamın asla yapmayacağı şeyleri yapmasıdır. İyi adamlar sadece kişisel kazanç için savaşmazlar: doğru olan için, yani değerleri için savaşırlar. (Anlayana sivrisinek saz)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir